Kıbrıs sorununda uzun süredir görülmeyen ölçekte bir diplomatik hareketlilik yaşanırken, Birleşmiş Milletler’in üzerinde çalıştığı yeni girişimin önceki müzakere süreçlerinden farklı bir mantık üzerine inşa edilmeye çalışıldığı yönünde işaretler ortaya çıkıyor.
Haber – Analiz: Yusuf KANLI
(LEFKOŞA)- Kıbrıs sorununda uzun süredir görülmeyen ölçekte bir diplomatik hareketlilik yaşanırken, Birleşmiş Milletler’in üzerinde çalıştığı yeni girişimin önceki müzakere süreçlerinden farklı bir mantık üzerine inşa edilmeye çalışıldığı yönünde işaretler ortaya çıkıyor.
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres’in Kıbrıs Kişisel Temsilcisi Maria Angela Holguin’in Lefkoşa, Ankara, Atina, Brüksel ve New York’u kapsayan yoğun temas trafiği sonrasında tamamlanması beklenen strateji belgesinin, temmuz sonu veya ağustos başında Cenevre’de yapılması öngörülen genişletilmiş 5 artı 1 toplantısına temel oluşturması hedefleniyor.
Diplomatik kaynaklara göre, amaç, geçmişte defalarca denenen ve sonuç alınamayan müzakere süreçlerini tekrarlamak değil, tarafların kaygılarını dikkate alan “yeni bir siyasi çerçeve” oluşturmak. Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın son aylarda ortaya koyduğu yaklaşımın ve özellikle seçilmesi sonrasında ilk görüşmesinde BM’ye aktardığı metodolojinin, yeni girişimin şekillenmesinde giderek daha fazla ağırlık kazandığı değerlendiriliyor.
ERHÜRMAN’IN DÖRT MADDESİ MASANIN MERKEZİNDE
Holguín ile yaptığı görüşmenin ardından ANKA’ya konuşan Cumhurbaşkanı Erhürman, Kıbrıs Türk tarafının ortaya koyduğu dört maddelik metodolojiyi içermeyen bir sürecin içerisinde yer almayacaklarını açık biçimde ifade etti.
Ancak Erhürman’ın açıklamaları yalnızca kırmızı çizgilerden ibaret değil. Cumhurbaşkanı’nın verdiği mesajlar, BM’nin son dönemde Kıbrıs Türk tarafının kaygılarını daha dikkatli dinlediği ve bunları yeni girişime yansıtmaya çalıştığı yönünde bir izlenim de ortaya koyuyor.
“Beklentilerimizin akomode edilmeye, içselleştirilmeye çalışıldığını görüyoruz” diyen Erhürman, bu nedenle hem Holguin’in hem de Genel Sekreter Guterres’in çabalarını olumlu gördüğünü söyledi.
Cumhurbaşkanı’nın savunduğu metodoloji; siyasi eşitliğin baştan kabul edilmesi, müzakerelerin belirli bir zaman çerçevesi içerisinde yürütülmesi, geçmişte sağlanan yakınlaşmaların korunması ve olası bir başarısızlık halinde Kıbrıs Türk tarafının yeniden mevcut statükoya mahkûm edilmemesi ilkelerini içeriyor.
Özellikle son unsurun yeni girişim açısından belirleyici hale geldiği görülüyor. Kıbrıs Türk tarafında uzun yıllardır dile getirilen temel itirazlardan biri, her başarısız müzakere sürecinin ardından adanın yeniden başlangıç noktasına dönmesi ve çözüm iradesi gösteren tarafın herhangi bir kazanım elde edememesi olmuştu.
2004 Annan Planı referandumu sonrasında yaşanan hayal kırıklığı ve 2017 Crans Montana görüşmelerinin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından ortaya çıkan tablo da bu değerlendirmelerin temelini oluşturuyor.
Bu nedenle diplomatik çevrelerde, yeni girişimin en önemli farklılığının “çözüm olmazsa bile statükoya geri dönülmemesi” anlayışını sürecin sonuna bırakmak yerine başından itibaren dikkate alması, adım adım açılımlar içermesi olduğu konuşuluyor.
“5 ARTI 1 OLSUN AMA ANLAMLI OLSUN”
Cumhurbaşkanı Erhürman, Kıbrıs Türk tarafının hiçbir zaman genişletilmiş 5 artı 1 formatına karşı olmadığını özellikle vurguladı. Ancak geçmişte gerçekleştirilen bazı toplantıların yalnızca güven artırıcı önlemleri ele almakla sınırlı kaldığını hatırlatan Erhürman, yeni toplantının aynı kaderi paylaşmaması gerektiğini söyledi.
“Daha önceki 5 artı 1’lerde olduğu gibi mezar temizliği konuşmaya gitmeyelim” ifadelerini kullanan Cumhurbaşkanı, garantör ülkelerin ve Genel Sekreter’in katılımıyla yapılacak bir toplantının ciddi siyasi içerik taşıması gerektiğini belirtti.
Bu nedenle temmuz sonu veya ağustos başında yapılması konuşulan toplantının kendisinden çok, o toplantıya hangi hazırlıklarla gidileceğinin önem taşıdığına dikkati çekti. Erhürman’a göre, mesele bir 5 artı 1 toplantısının yapılıp yapılmaması değil, sonuç üretme potansiyeli taşıyan bir siyasi zeminin oluşturulup oluşturulamayacağı.
AVRUPA BİRLİĞİ MASADA DEĞİL AMA SÜREÇTE OLABİLİR
Yeni girişimin dikkati çeken unsurlarından biri de Avrupa Birliği’nin (AB) geçmiş dönemlere göre daha görünür hale gelmesi. Yine de Erhürman, AB’nin müzakere masasının resmi bir tarafı olmasına hem Kıbrıs Türk tarafının hem de Türkiye’nin karşı olduğunu açık biçimde dile getirdi.
“Güney Kıbrıs zaten AB üyesidir. Bu şartlarda ABi’nin masanın parçası olması tarafsızlık özelliğini tamamen ortadan kaldırır” diyen Erhürman, bununla birlikte ABi’nin süreç dışında çok önemli katkılar sağlayabileceğini de vurguladı.
Özellikle Doğrudan Ticaret Tüzüğü gibi yıllardır bekleyen düzenlemelerin AB’nin yetki alanında bulunduğunu hatırlatan Erhürman, Brüksel’in süreci kolaylaştırıcı adımlar atmasının hem mümkün hem de gerekli olduğunu söyledi.
Cumhurbaşkanı ayrıca ABi’nin tarihsel olarak Kıbrıs sorununun bugünkü noktaya gelmesinde rol oynadığını belirterek, bu nedenle çözüm yönündeki çabalara katkı yapma sorumluluğu da bulunduğunu ifade etti.
Diplomatik kaynaklar da bu değerlendirmeyi paylaşarak, AB’nin masaya oturmasından çok, tarafların siyasi risk almasını kolaylaştıracak bir atmosfer yaratmasının daha gerçekçi olduğunu belirtiyor.
Bu çerçevede Gümrük Birliği’nin güncellenmesi, yüksek düzeyli siyasi diyaloğun yeniden başlaması, enerji güvenliği alanında iş birliğinin geliştirilmesi ve Türkiye-AB ilişkilerindeki genel iklimin iyileştirilmesi gibi başlıkların yeni sürece olumlu katkı yapabileceği değerlendiriliyor.
Nitekim AB Konseyi Başkanı Antonio Costa, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve AB Dış Politika ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas’ın gelecek ay Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi sırasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmek için girişimde bulunduğu belirtiliyor.
DEĞİŞEN BÖLGESEL DENKLEM
Erhürman, Ankara’daki NATO Zirvesi’nin doğrudan Kıbrıs gündemiyle toplanmayacağını, ancak değişen bölgesel koşullar nedeniyle Kıbrıs’ın liderler arasındaki temaslarda mutlaka gündeme geleceğini düşündüğünü söyledi.
Kıbrıs’ın enerji güvenliği, deniz yetki alanları, ticaret yolları ve bölgesel güvenlik açısından taşıdığı stratejik önemin son yıllarda daha da arttığını belirten Cumhurbaşkanı Erhürman, AB’nin de bu nedenle Kıbrıs sorununa geçmişe kıyasla daha fazla ilgi göstermeye başladığını ifade etti.
Diplomatik çevreler de İsrail-İran gerilimi, Avrupa’nın enerji güvenliği arayışları, Doğu Akdeniz’in artan stratejik önemi ve Türkiye-AB ilişkilerinde gözlenen yeniden yakınlaşma çabalarının Kıbrıs dosyasına yeni bir önem kazandırdığı görüşünde.
HOLGUIN’IN DİPLOMASİ MARATONU
Bu çerçevede Holguin’in önümüzdeki haftalarda yürüteceği diplomasi trafiği kritik önem taşıyor. Cumhurbaşkanı Erhürman ve Rum lider Nikos Hristodulidis ile cumartesi günü yeniden görüşecek olan Holguin’in, pazar günü adadan ayrılması bekleniyor.
BM temsilcisi daha sonra 15 Haziran’da Ankara’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 16 Haziran’da ise Atina’da Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgos Gerapetritis ile temaslarda bulunacak. Daha sonra Kolombiya’ya dönecek olan özel temsilci, değerlendirmeleri sonrasında Brüksel’de AB yetkilileriyle de görüşmeler yapması planlanlıyor.
Ardından New York’ta Genel Sekreter Guterres ile kapsamlı bir değerlendirme gerçekleştirecek olan Holguin’in, ihtiyaç duyulması halinde yeniden adaya dönerek liderlerle bir tur daha görüşebileceği belirtiliyor.
Bütün bu temasların sonucunda hazırlanacak “strateji belgesinin” yeni sürecin yol haritasını ve yıl sonuna kadar sağlanması hedeflenen adada çözümün bel kemiğini oluşturması bekleniyor.
Diplomatik kaynaklar, temmuz sonu veya ağustos başında yapılması öngörülen 5 artı 1 toplantısının bir sonuç konferansından çok yeni ve yüksek ritimli bir siyasi sürecin başlangıç noktası olmasının hedeflendiğini belirtiyor.
Bu nedenle önümüzdeki haftalarda Ankara, Atina, Brüksel ve New York’ta yapılacak görüşmelerin ardından ortaya çıkacak strateji belgesinin, yalnızca yeni bir müzakere girişiminin değil, aynı zamanda Kıbrıs Türk tarafının uzun süredir savunduğu “çözüm olmazsa bile statükoya geri dönülmemesi” anlayışının uluslararası diplomasiye ne ölçüde yansıyacağını da göstereceği değerlendiriliyor.
Mardin Bülten, Mezopotamya’nın kadim topraklarından yükselen güncel ve güvenilir haberleri okuyucularıyla buluşturan bir haber platformudur. Yerel gelişmelerden kültür ve sosyal yaşama, önemli duyurulardan bölgesel gündeme kadar Mardin’e dair merak edilen konuları tarafsız ve hızlı bir şekilde sunarak Mezopotamya’dan güvenilir haberin adresi olmayı hedefler.
Yorum Yap